Archive for Nisan, 2010

Nisan 23, 2010

Sakrak ve Almanya’da ilk gunum

MTU’dan kabul belgem gelir gelmez hazirliklara baslamistim.Belge teknik bir sorunla bana gec ulastigi icin fazla vaktim kalmamisti ve herseyi (tercumeler, vize, ucak bileti, kalacak yer vesaire vesaire…) cok kisa bir sure icinde tamamlayip Ekim ayinin ilk haftasi orda olmaliydim. Oldukca yorucu bir surecti ama basarmistim sonunda ve Ekim’in 10’nunda yola cikiyordum. Ucagim (cok gec alabildigim icin) Istanbul aktarmali ve kargalarin bile kahvalti etmek istemiyecekleri bir saateydi. Tabi ben o gece hic uyumadim, uyuyamadim. Ucak Ankara’da rotar yapti, Istanbul’dan kalkani uc dakika gecikmeyle kacirdim. Bu da yaptigim butun planlarin tamamiyle suya dusmesi anlamina geliyordu. Ilk sok boyle gelmisti. Ancak ogleden sonra baska bir ucakla gidebildim Munih’e.  Tabi gec gittigim icin kalacagim yerin anahtarini almak benim adima bir arkadasimin anne-babasina dusmustu. Yoksa o aksam kalmak icin bir otel odasi bulmam gerekecekti. Ikinci sok, kalacagim yeri gormeye gittigimizde vurdu. Yurt binasi, odalar ve ortak kullanimda olan banyo-tuvalet, mutfak feciydi. Kaldigim yurdun adi da herseyi net bir sekilde ozetliyordu zaten ‘Altenheim’, yani yaslilar evi. Evet burasi yaslilar icin bir bakimeviymis zamaninda, sonra onlar yanda baska bir binaya gecmisler ve burayi da yurtdisindan gelen ve herseyden bihaber zavalli ogrencilere tahsis etmeye baslamislar.  Ben cok sansliydim ki, odam oldukca genisti ve icinde kendime ait bir tuvalet ve lavabo vardi. Ortak banyoyu gorur gormez burda asla banyo yapmiycam diye kendi kendime soz vermistim (o  sozu de tuttum bu arada). Bu soku da bir sekilde atlattikdan sonra arkadasin anne-babasi bana acimis olmalilar ki  o geceyi kendi evlerinde gecirmeyi teklif ettiler. Zira oda bombostu ve kirliydi ve benim birseyler yapmaya hic takatim kalmamisti. Aksam bir seyler yiyip, gosterdikleri yere yattim. Uykuyla uyaniklik arasi kabus dolu bir geceydi, ilk gecemdi Almanya’da. Sabah kahvalti icin cagirdilar, masanin pencereyi goren kismina oturdum ve disari baktim. Bahcedeki agacin uzerinde erkek bir  Sakrak (nedir bu Sakrak diyenler tiklasinlar linke) duruyordu (ODTU kampuste az kosturmamistik pesinden gormek icin onu hatirladim birden). Uyku sersemligi kusun bana baktigini dusundum ve  yuzume kocaman bir gulumseme yayildi. ‘Belki de o kadar da kotu degildir be kizim’ dedim kendi kendime ve kasiklamaya basladim onume konan musliyi…

P.S. Turkce karakterim olmadigi icin S harfi kullanmak zorunda kaldim. Aslinda onun kuyruklu olani ile yaziliyor ve okunuyor  ‘Sakrak ‘ kelimesi 🙂

Reklamlar
Etiketler: , , , ,
Nisan 21, 2010

Milan

O Cuma toplantisi varmis Rein’in. Oglene kadar bitmis olur, sonra sen gelirsin, haftasonunu Milan’da birlikte geciririz demisti. Tabi bayildim bu fikre. O trenle Zurih’den persembe aksami gidecekti, bense Cuma ogleden sonra ucakla Munih’den. Munih’den Milan’a trenle ulasimim ucaktan cok daha pahaliya mal oldugu icin, ucakla gitmek zorunda kaldim. Havaalanindan sehir merkezine gelisim aksamustu 5’i buldu. Hava soguk degildi ama kapaliydi, zaten hava durumu da uc gun boyunca yagmurlu olacagini soylemisti Milan’in. Dogrudan merkez tren istasyonu yakinlarindaki otelimize gittik. Oda, fiyatlarina gore oldukca guzel ve temiz bir oteldi. Daha odadan iceri girer girmez bardaktan bosanircasina yagmur yagmaya basladi. Saskin bir vaziyette birbirimize bakip, kos kos oturup yagmurun dinmesini beklemeye basladik. Neler yapabilecegimizi konustuk. Baktik yagmur azaldi ama dinmeye niyeti yok, biz de yagmurluklari gecirip disari ciktik. Cok ac oldugumuzdan once biseyler yemeye karar verdik. Metro’yla Naviglio Pavese’ye gittik (Da Vinci’nin dizaynini yaptigi su kanalinin iki yakasi boyunca cesit cesit bar ve kafeler var burda) ve buldugumuz ilk kafe-bar’ a attik kendimizi. Tam Milan’da meshur olan mutlu saat donemine rastladigimizdan, birseyler icip acik bufelerinden aperetifler tirtikladik. Yagmur da dinmisti bu arada. Oradan kalkip, daha vakit erken diyerek meshur Brera bolgesine dogru gittik. Etrafta biraz dolanip, yine en az turistik gorunen bir kafeye girdik. Soguk biralarimizi icip, yoldan gecenleri seyrettik.

Sonraki duragimiz meshur Theater La Scala (opera binasi) oldu ama, aksam oldugundan ici kadar etkileyici olmayan (Milan’da gorulmesi gerekn yerlerden biri binanin ici ve muzesi) girisine ve gosteri arasinda hava almaya cikan sik giyimli seyircilerine bakmakla yetindik. Ara bitince seyirciler iceri girdi. Biz de 6. Hissimizi (daha dogrusu o yone dogru yuruyen kalabaligi) takip ederek, Galleria Vittorio Emanuele adindaki meshur pasaja ulastik. Unlu moda markalarinin ve sik kahvelerin oldugu yuksek tavanli gorkemli pasaji hayranlikla izleyip, ortama hic uymayan McDonalds’a saskin saskin bakarak gectik ve Piazza Duomo’ya (Katedral Meydani) ulastik. Sonra Italya’nin olmazsa olmazi, birer kulah dondurma alip Katedral cevresinde yuruduk.

Ertesi gun sabah cok erken kalkip guzel bir kahvalti ettik (italyan kruvasanlari Mamma mia!!). Sonra Como golune giden ilk trene binmek uzere istasyona yuruduk. Como’ya vardigimizda, sehirde kucuk bir tur attiktan sonra, kucuk rayli bir aracla golu goren bir yuksek bir tepeye ciktik. Yagmur baslamadan tum golu yukaridan izlemekti amacimiz ama yukari ciktigimizda yagmur coktan baslamisti. Gerci cok soguk degildi ama fazla kalmadan asagi indik. Gol cevresindeki ormanlar arasina serpistirilmis kucuk koylerdeki italyan tarzi evler cok hos gorunuyordu. Asagi indigimizde hava acmaya baslamisti ve tepeye oranla daha sicakti. Biraz sehrin sokaklarinda yurudukten sonra, yok kenarindaki kucuk bir kafeye oturduk ve birer kahve ismarladik. Ben yoldan gecenleri izleyimp, gezi notlarimi alirken, Rein gazetesini okudu. Kemiklerimizi bulutlarin arkasindan kendini iyice gostermeye baslayan ogle gunesinde guzelce isittiktan sonra, bize golde kucuk bir gezinti yaptiracak turist teknemize gittik. Teknenin on kisminda bulunan banklara oturup, manzaranin tadini cikarmaya basladik. Tekne gol cevresinde bir kac noktada, durup yolcu alip – indiriyordu. Keske tekne gezisini daha once akil edip, bu koyleri de gezebilseydik diye hayiflandik. Yolculugun ortalalarina dogru, ruzgar cikti. Tekne dalgalardan siddetle sallanmaya basladi ve guverteye yani ustumuze sular gelmeye basladi. Tum grup sirilsiklam olduk, artik cok gecti ama daha fazla islanmamamk icin iceri kactik. Neyseki hava soguk degildi de ustumuzun kurumasi fazla zaman almadi. Tekneden inince, fazla vaktimiz kalmadigindan, saatimiz gelene kadar sehirde oyalanip, sonra hararetle tren istasyonunun yerini aramaya basladik. Ucucuna trenin kalkis saatine yetistik ama nefes nefese trenin kalkacagi perona gittigimizde, trenin 30 dk rotar yapmis oldugunu ogrendik. Aksam otele donup biraz kendimize geldiklten sonra, Duomo’nun tepesine (Katedral) ciktik. Neyseki asansorle cikilabiliyormus buyuk bir kismi yoksa butun gunun yorgunlugunun ustune hic keyifli olmazdi yuzlerce merdiven cikmak. Aksam saatlerinde isik mukemmeldi, ben surekli fotograf cekmeye calisiyordum Katedralden, ama sonra dijital makinemim sarji bitince, fotograf cekmek zorunda olmamanin daha keyifli oldugunu fark ettim. Katedral aksam saati oldugu icin sanirim, oldukca sakindi. Biz de biraz oturup, sehrin sesinden uzakta olmanin keyfine varip, sonra tekrar asagi indik. Bir dostumun tavsiye ettigi pizzaciya gidip guzel bir pizza ve kirmizi sarap ismarladik. Yemek cok guzeldi ama peynirli pizzam (rikotta, mozarella ve scumosa yani tutsulenmis peynir ve domates sosundan olusan) cok agir geldi, hepsini bitiremedim, cok uzuldum. Cikista, kanal etrafindaki barlardan birinde oturup, sularin uzerlerinden akip gitmesini bekleyen-izleyen bilge baliklari ve Cumartesi aksami eglenmeye gelen Milan’lilari izledik.

Pazar sabahi kahvaltidan sonra esyalari toparlayip, lobiye biraktik ve Milan’in meshur mezarligina dogru yola ciktik. Hayatimda gordugum ve belkide gorecegim en inanilmaz ve etkileyici mezarlikti. Sanki bir acik hava muzesinde geziyormusum gibi hissettim. Milan’in onemli ailelerinin gomuldugu bu mezarlikta, mezarliklarin herbiri birer sanat eseri gibiydi. Heykeller ve aileler icin tasarlanmis ve insa edilmis yapilar etraftaki yuzyillik agaclarla birlikte goz kamastiriyor ve mezarligin kasvetli havasini yok ediyordu.

Milan’a gelmisken Castello Sforzesco’sunu (Kale) ve Parco Sempione (Sempione Parki)’yi gormeden gitmek olmaz diyerek, son turumuzu attiktan sonra, tren istasyonuna geri donduk. Kisa ama zevkli seyahatimiz de boylece sona ermis oldu, tatli bir yorgunlukla. Milan’i daha once gittigim diger Italyan sehirlerinden daha fazla sevdim, bunun en onemli nedeni de hic turist gibi hissetmememdi sanirim. Beni yerli sanip Italyanca konusan ve yer tarif etmemi isteyen Italyan’larinda bunda etkisi buyuk tabii. Bir de herseyi sakin ve kacirma telasi olmadan sindirerek yaptik. Sadece yapmak istedigimizi yaptik. Bu da buyuk keyif verdi dogrusu.


Etiketler: , ,
Nisan 20, 2010

Balkonda bahce denemeleri

Yeni evimizde ilk ilkbahar mevsimimizi geciriyoruz bu sene. Gecen sene yaz ortasinda tasindigimiz icin, balkonla ilgili dusuncelerimi gerceklestirme firsatim olmamisti. Ama bu sene bahar gelir gelmez basladik hazirliklara. Once renk renk sardunyalarimizi aldik ve yerlestirdik saksilarina.. Sira sebze ekimine geldi. Tabi araya isler girince biraz geciktim ama tohumlari once evde filizlenmeleri icin kartondan yapilmis ozel kucuk saksilara yerlestirdim.Dereotu, maydonoz, domates ve kirmizi turp deniyorum su anda.

14 Nisan 2010 itibariyle; turplar oldukca hizli filizlendiler ve buyumeye basladilar ama digerleri icin bunu soylemek zor. Dereotunda cok hafif digerlerinde ise hic hareket yok. Bakalim biraz daha bekleyelim, zaman ne gosterir…

20 Nisan 2010 itibariyle;  Domates ve maydonoz da basladi hafiften. Hatta domatesin ikincil yapraklarini bile secebiliyorum minik minik. Biraz daha buyusunler de balkondaki saksilara aktarayim diye bekliyorum sabirsizlikla.

Asagida dereotu ve turplarin karsilastirmali fotograflari var.  Son iki fotograf da yeni filizlenen domates ve maydonozlara ait.

O kadar sardunyalardan bahsettim, bir fotograf koymak lazim degil mi?